Gaz sorunu can sıkıcı bir problemdir. Ancak, yediklerinize dikkat ederek bunun üstesinden gelebilirsiniz.Mayo Clinic Health Letter’ın Ocak sayısında yayımlanan bir çalışmada, şişkinliğe neden olan bazı yiyecekler şu şekilde sıralanıyor.Süt ürünleri.Süt ürünlerinin içinde bulunan laktoz, gaz oluşumunun başlıca nedenlerinden biridir. Laktoz içermeyen süt ürünleri bu konuda yardımcı olabilir. Ayrıca, yoğurt veya eski peynir, süt ürünlerinden rahatsız olan pek çok kişide problem oluşturmuyor.Bazı sebzeler Soğan, turp, lahana, kereviz, havuç, brüksel lahanası, brokoli, karnabahar, ve kuru fasulye gibi sebzelerin içinde bulunan bazı karbonhidratlar, gaz üretimine neden olabiliyor. Simetikon içeren ürünler bu konuda çözüm olabilir.
Aşırı meyve şekeri
Kuru erik, kuru üzüm, muz, elma, kayısı, veya kuru erik, üzüm ve elmadan yapılan meyve suları, gaza neden olabilir.
Aşırı lif
Öncelikle yüksek oranda lif içeren yiyeceklerin tüketimine son verip, daha sonra aşamalı olarak bu gıda maddelerini diyetinize ekleyerek, bedeninizin lifli yiyecekler konusunda tolerans gösterdiği en son miktarı bulabilirsiniz.
Bazı tatlandırıcılar
Şeker içermeyen çikolataların ve şekerlemelerin yapımında kullanılan, sorbitol, mannitol, ve ksilitol gibi tatlandırıcılar, bazı kişilerde ishale neden olabilir.
Yağlı yiyecekler
Yağda kızartılmış yiyecekler, yağlı etler ve bazı soslar şişkinliğe neden olabilir.
Asitli ve içkili içecekler
Bu tür içeceklerden uzak durmak, gaz üretiminin azalmasına yardımcı olabilir.
Besinlerin ruh sağlığı üzerinde önemli etkileri bulunuyor. Bazı gıdalar rahatlamaya yardımcı olurken bazıları stresi artırabiliyor.Bu durum, metabolizmanın alışık olduğu düzenin dışına çıktığı ramazan ayında daha fazla önem kazanıyor. Ramazanda öğün sıklığının azalması, uzun açlığın ardından yüksek kalori alımı ve hareketsizlik sonucu kas kitlesi azalıyor, enerji yakımına bağlı olarak da vücudun çalışma hızı düşüyor.Yeme alışkanlıklarındaki bu değişikliğin hem metabolizmayı hem de ruh sağlığını etkilediğini söyleyen Diyetisyen Berrin Yiğit, İngiltere’de yapılan ve gıdaların ruhsal yapı üzerindeki etkilerini inceleyen bir araştırmaya dikkat çekiyor. Yiğit, besinlerin, ‘Stres Artıran’ ve ‘Destekleyici’ olarak iki grupta toplandığını söylüyor.
ŞEKERİ AZALTIN MEYVEYİ ARTIRIN
“Metabolizmanın alışık olduğu düzenin dışına çıktığı ramazanda, daha fazla stres yaratmadan doğru beslenebilirsiniz. Mutfağınızda ve besin seçimlerinde küçük değişimler yaparak hız kazanmak elinizde” diyen Yiğit, İngiltere’de 200 kişi üzerinde ve anket yöntemiyle yapılan çalışmanın sonuçlarını şöyle özetliyor:
“Katılımcılar ‘Stres Artıran Besinler’ olarak nitelendirdikleri besinleri diyetlerinden tamamen çıkardıkları veya azalttıkları takdirde daha dengeli moda girdiklerini belirtmişler ve şekere yüzde 80, kafeine yüzde 79, alkole yüzde 55 ve çikolataya yüzde 53 oranında veda etmişlerdir.
Öte yandan “Destekleyici Besinler” olarak nitelendirilen grupta yer alan su yüzde 80, sebzeler yüzde 78, meyveler yüzde 72 ve balık yüzde 52 oranında artırılmış. Bu şekilde beslenmenin ruh sağlığı ve stres yönetimi konusunda olumlu etkileri gözlenmiş.”
STRESİ AZALTAN 10 BESİN
1. Pancar: En ideali konserve deil, taze ve çiğ tüketmektir. Çünkü ısı pancarın antioksidan kapasitesini düşürür. Salatanıza 1 tam pancarı irice rendeleyip limon ve zeytinyağından oluşan sosla tüketmelisiniz.
2. Lahana: Çok düşük kalorili ama zengin besleyicilikte olan lahana kansere karşı en üstün koruyuculukta olan sülfürlü bileşiklerden zengindir, vücudun serbest radikallere karşı savaş mekanizmasını güçlendirebilmektedir. Kara, beyaz ve mor lahanayı ayırt etmeyin ve beslenmenizde maksimum yer vermeye çalışın.
3. Avakado: Yağlı olduğu için tercih edilmez, Türk mutfağında da fazla yeri yoktur ancak salatalara, mezelere, çorbalara eşsiz besleyicilik ve lezzet katar.
4. Pazı: İçeriğinde muhteşem bir lutein, zeaksantin hazinesi saklamaktadır. Bu iki önemli antioksidan retinayı koruyan göz sağlığı için yararlı karetonidlerdendir. Pazı ile aynı familyadan koyu yeşil yapraklı diğer sebzeleri de göz ardı etmemelisiniz.
5. Tarçın: Kan şekeri dengesini koruyarak hem iştah mekanizmasını destekler hem de kalp sağlığı için faydalıdır. Çay, kahve, tatlılar ve bazı sebze yemeklerine serpebileceğiniz tarçın özellikle süt, mısır gevrekleri ve sütlü tatlılarla harika uyumdadır. Özellikle karanfille birleştirdiğiniz takdirde çok daha etkili olacaktır.
6. Semizotu: University of Texas at San Antonio araştırmacılarına göre semizotu omega 3 yağ asitlerinden en zengin sebzedir. Diğer sebze ve meyvelere kıyasla, semizotu kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatan melatoninden 10-20 kat daha zengindir.
7. Nar: Harika antioksidan kaynağı, kalbe giden kan akışının belirgin oranda azaldığı da belirlenmiştir.
8. Yeşil çay: Ramazanda gün boyu özlenen çay ve kahve iftar sonrası oldukça fazla tüketilir. Oysa ki yavaşlayan metabolizmaya destek olmak adına yeşil çay içmeye özen gösterilmelidir.
9. Kuru erik: Neoklorojenik ve klorojenik asitlerden zengin olan kuru erik hücrelere ciddi yapısal zararlar verebilen serbest radikallerin bozulmasına yardımcı olabilmektedir.
10. Kabak çekirdeği: Magnezyum ihtiyacını karşılamaya yardımcı en iyi besinlerdendir. Fransız araştırmacılara göre kanlarında maksimumda magnezyum olan bireylerin olmayanlara göre erken ölüm riskleri yüzde 40 daha azdır. Ancak kabak çekideği faydalı olduğu kadar kalorilidir de bu nedenle ayıklanmış kabak çekirdeğinden günde en fazla 1 yemek kaşığı tüketmelisiniz.
Sağlıklı zayıflamak için her şeyden önce zayıflamaya değil yaşam biçiminizi değiştirmeye kara vermelisiniz. İsterseniz 2 kilo isterseniz 10 kilo fark etmez sadece biri daha uzun sürer. Yaşam biçimini tek başınıza değiştirmeniz hiç de kolay değil. O zaman bu işi bilen bir profesyonelden yardım almanız doğru olacaktır. Bu da diyetisyen, beslenme uzmanıdır. Çünkü onlar bu iş için eğitilmiş kişilerdir. Doktorlar sizin bir hastalık durumunuz olup olmadığını tespit ederler. Zayıflama konusunda yardımcı olmaları çok zordur. Çünkü besinler konusunda bir diyetisyen kadar bilgili olamazlar. O yüzden öncelikle kendinize uygun bir diyetisyeni seçmekle işe başlayın. Herkesin farklı bir yaşam biçimi vardır. Diyetisyen, doktorunuzun belirlediği sağlık sorunlarınızı da göz önünde bulundurarak, aktivitenizi, alışkanlıklarınızı, sevdikleriniz ve sevmediklerinizi belirleyerek ne zaman, nerede, nasıl hatta kiminle ne yiyebileceğinizi belirleyecek kilo verdikten sonrada korumanızı nasıl sağlayacağınızı size öğretecek kişidir.
Ancak diyetisyene başvurmadan önce kendi yaşamınızda yapabilecekleriniz şöyle;
Beslenme üzerine yapılan son araştırmalar az ama sık yenen öğünlerin sağlıklı zayıflama adına büyük mucizelere imza attığını gösteriyor. Aralarda size uygun ne tüketebileceğiniz besinleri belirleyin. Örneğin kuşluk vakti bir meyve, ikindi zamanı çayla bir dilim kek sizi mutlu ediyorsa neden olmasın.
Su içmeyi asla unutmayın. Suyun miktarı da kişiden kişiye değişmektedir. Örneğin günde 2 bardak su içen kişinin 6 barda su içmesi bile çok iyi.
Sonra aralarda içtiğiniz çay, kahvelere şeker atıyorsanız öncelikle bunu kaldırın. Şekersiz içemiyorsanız tatlandırıcılar sizin için uygun bir çözüm olacaktır.
Öğünlerinizde mutlaka salata olmalı. Böylece düşük kalorili bol lifli beslenmiş olursunuz. Günde bir porsiyon et, tavuk, balık ya da yumurta olmalı. Diğer öğünde sebze ya da kuru baklagil yemeği. En az bir bardak yoğurt ya da sütü de ihmal etmeyin kalsiyum için.
En büyük sorunumuz gece yemeleri bütün gün aç kalsam sorun yok ama gece otururken diye başlayan cümleleri o kadar çok duydum ki. Yemekten 2 saat sonra yapılacak akşam yürüyüşleri. Gelince 2–3 adet meyveden hazırlanan meyve tabağı acaba sorununuza yardımcı olabilir mi. Eğer seviyorsanız yatmadan önce ılık bir bardak sütte oldukça keyifli bir uykuyu sağlayabilir.
Canınız tatlı istediğin de düşük kalorili ve besin değeri olan sütlü tatlıdan küçük bir kâse ya da 2 top dondurma yemek ve karşılında akşam süt içmemek ya da yoğurt yememek arada sırada uygulanabilecek bir yöntem.
Öğlen dışarıdayım ne yapacağım zamanım da yok. Asla öğün atlamak yok. Ama çaresi var. Sevdiğiniz bir sandviç çeşidi ve Ayran oldukça uygun. Akşama da sebze ye de baklagil yemeğinizi yersiniz.
Peki, hiç mi makarna yemeyeceğim? Tabii ki yiyeceksin hatta mantıyı bile yiyebilirsiniz Bir tabak yoğurtlu mantı bir öğünde rahatlıkla yenilebilir. Akşama da sebze yemeğinizi yerseniz dengelemiş olursunuz.
Söylediğim gibi diyet yapmak değil yaşam biçiminizi kendinize uygun bir biçimde düzenlemek. İşte sağlıklı beslenmek bu zaten!
Dyt.GüneşAynacı ERSAVAŞ
Zayıflama hapları zayıflama konusunda kadınlara umut oldu çıktı.Artık kadınlar kilo vermek için kilo verdirici ilaçları kullanmaya başladı.Ne var ki olayın bir de sağlık boyutu var ama kimsenin bunu düşündüğü yok.Zayıflamak için zayıflama ilaçları körü körüne umut olmamalı.Zayıflama ilaçları zayıflatır mıizayıflama ilaçları zararlı mı yararlı mı.İşte cevapları !Türkiye’de satılan zayıflama haplarının çok azının sağlık bakanlığından onaylı olduğunu düşünürsek kullanılan ve genellikle doğal diye tabir edilen bu haplar ne kadar sağlıklı olabilir?
Piyasada halka satılan çoğu ürün doğal ve bitkisel adı altında satılıyor fakat uzmanlar bu ilaçların aksine kimyasal ve hatta öldürücü olduğu konusunda uyarıyor. Zayıflama ilaçları genelikle gıda takviyesi olarak tanımlıyor kendini; fakat bu ilaçlar beyindeki yeme isteğini azaltıp insanın iştahını kesiyor ve bu şekilde kilo vermeye sebep oluyor. İştah kesici madde olan sibutramin’in bu ilaçlarda yüksek dozda kullanılması ise ölümcül olabiliyor.
Doğal etiketiyle satılan bu ürünlerin bir çok yan etkisi olabiliyor. Genel olarak görülen yan etkileri arasında; tansiyon yükselmesi, ağız kuruluğu ve kabızlık var. Ayrıca kalp krizlerine yol açıyor ve ölümlere sebebiyet verebiliyor.
Yine de zayıflama ilaçlarına gereksinim duyanlar için doktor kontrolünde ve sağlık bakanlığının onay verdiği ilaçlardan kullanmalarını tavsiye ediyoruz.
Domuz Gribi aşısı yaptıracaklara, aşılar uygulanmadan önce bazı bilgilendirme formları dağıtılıyor. Bu formlarda aşı yaptıracak kişilere aşının yan etkileriyle ilgili Sağlık Bakanlığı’nın uyarıları da bulunuyor. Türkiye’de, İtalya’da üretilen “fosetria” adlı H1N1 aşısı uygulanmaya başlandı. Aşı olacaklara hastanelerde bilgilendirme formları da dağıtılıyor. Formlarda aşının kimlere yapılmayacağına ilişkin uyarılar var. Buna göre, yumurtaya karşı allerjisi olanlar, önceki grip aşılarına allerji gösterenler, çevresel sinir sistemi bozukluğundan kaynaklanan gbs sendromu geçirmiş kişiler ile kauçuğun hammaddesi olan latex’e allerjisi olanların aşı olmamaları isteniyor. 38 derece ve üstü ateşi olanlar da aşı yapılmayacak gruplar arasında yer alıyor.
NTV’nin haberine göre, bilgilendirme formunda aşının yan etkilerine ilişkin uyarılar da var. Buna göre, aşı uygulanan yerde kızarıklık, hassasiyet ve şişlik oluşacak, baş, kas ve eklem ağrısı yaşanabilecek. Ateş, mide bulantısı, terleme, üşüme ve titreme ile lenf bezlerinde şişlik de yan etkiler arasında.
Formda, çok nadiren görülebilecek korkutucu yan etkilere dair uyarılara da yer veriliyor. Ciddi allerjik reaksiyonlar, beyin dokusu, sinir, böbrek ve damar iltihabı, bilinç kaybı ve istemli kaslarda şiddetli ritmik kasılmalar, yüz felci ve solunum sistemi rahatsızlıkları bunlar arasında sayılıyor.http://www.kadinca.net
Bilgilendirme formunda bu ağır yan etkilerin, yıllardır kullanılan mevsimsel grip aşılarında zaman zaman görüldüğü hatırlatılıyor. Domuz gribi aşılarında bu tür belirlenmiş yan etkilere şu ana kadar rastlanmadığı, sadece görülebileceği varsayımından yola çıkılarak bu uyarıların yapıldığı vurgulanıyor.
Günde 1 tane bile yenilse yeterli! Nezle, grip ve soğuk algınlığına karşı tam koruma… Uzmanlar olan kivinin A ve C vitamini deposu olduğunu ve özellikle kış hastalıklarından koruduğunu açıkladı. Uzmanlar, A ve C vitaminleri ile, kalsiyum, demir ve magnezyum açısından çok zengin olan kivinin, kanser, nezle, grip, soğuk algınlığı, kolesterol, tansiyon gibi hastalıklara iyi geldiğini bildirdi. Uzmanlar, besleyici değeri yüksek bir besin olan kivinin bir tanesinin günlük A ve C vitamini ihtiyacını karşıladığını söyledi. Lif açısından zengin bir besin olan kivinin bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırdığını ve kabızlığı önlediğini bildiren uzmanlar, “Kivi vücut direncini ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
Nezle, grip ve soğuk algınlığına iyi gelir. Nefes açıcı etkisi vardır ve astımlıları rahatlatır. Başta göğüs kanseri olmak üzere kanser oluşumuna ve kanserin ilerlemesine karşı koruyucudur. Kan basıncını dengeleyerek, tansiyonu ve kandaki kolesterol oranını düşürür. Karaciğeri çalıştırır, kanı temizler, kansızlığa, mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Yaşlanmanın ciltteki belirtilerini azaltarak, yıpranmış ve kuru ciltleri nemlendirir” dediler.
Bazı insanların gözlerinin altında, sanki bir darbe görmüş gibi mosmor bir hare oluşur… Bu koyu gölgeler kimi zaman gençlere de uğrar. Bunlarla baş etmek genellikle zordur. Bu lekelerin en yaygın nedeni; cildin zamanla incelmesi sonucunda kılcal damarların görünür hale gelmesidir. Güneş ışınları bu sorunu arttırır. İkinci bir neden; alerjiler veya yüksek ateşle seyreden hastalıklardır. Önlemler neler? Bu koyu halkaları kısmen düzelten, artmasını önleyen bazı çareler var. Her şeyden önce, vücudunuzu susuz bırakmayın. Sonra son derece hassas olan göz çevresini güneşten koruyun, uykunuza özen gösterin, yüzünüzü soğuk su ile yıkayın, tuzu azaltın, bol bol balık, sebze ve meyve tüketin. Üzüm çekirdeği extresi, C vitamini ve diğer antioksidanlar kılcal damarların güçlenmesine ve cildin gelişmesine yardımcı olur. Bunlardan yararlanın.
Tedavi şekilleri
Gözaltı morluklarına salatalık ya da patates halkalarının veya çay kompreslerinin iyi geldiğini çoğumuz biliyoruz. Size tavsiye bu malzemeleri poşetle değil, taze olarak ve buzdolabında soğutarak uygulayın. K ve C vitamini içeren göz çevresi kremleri kullanın.
Doğa mucizesi olan bazı bitkileri o kadar yanlış kullanmaya başladık ki “bitkisel tedavi” artık tedavi olmaktan çıktı. Önüne gelen herkes, her türlü “otu, çöpü, sapı, kökü” ilaç gibi öneriyor.Çoğunun iyi niyetle yapıldığından hiç kuşku duymadığım bu bilimsel onaydan uzak tavsiyeler bazen tehlikeli olabiliyor. Nerede, nasıl yapıldığı kaç kişi üzerinde uygulandığı bilimsel olup olmadığı belli olmayan ön görüler insanlara onaylanmış güvenli sağlık bilgileri gibi anlatılınca fayda yerine zarar veriyor. Biz de her yıl eskiden başımıza gelen olaylardan ders almadan yeni bir veya birkaç kötü örneği yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu bazen zayıflama tozlarıyla hayatını kaybeden Kahramanmaraşlı dondurmacı Ahmet Bey, bazen zayıflatıcı yosun kapsülleriyle genç yaşta öbür dünyaya göç eden basın camiasından bir arkadaş bazen de genç bir yavrumuz olabiliyor.
ÇAYLA, OTLA, ÇÖPLE KİLO VERİLMEZ!
Mesela son yıllarda zayıflamak ve forma girmek amacıyla içilen bitkisel çaylar, prostatı iyileştirmek amacıyla kullanılan sebze suları böbrek iltihaplanması veya adet düzensizliklerini önlemek amacıyla kullanılan bitki karışımlarına bağlı karaciğer hastalıklarına çok sık rastlanmaya başlandı.
Karaciğer uzmanı doktor arkadaşlarımız (gastroenterologlar) infial içindeler. Söylediklerine göre bitkisel desteklerin veya ürünlerin yanlış kullanılmasına bağlı karaciğer hastalıklarında müthiş bir artış var. Bu ürünlerin içinde bulunan bazı toksik kimyasalların karaciğer hücrelerine ciddi zararlar verdiğini söylüyorlar. Özellikle zayıflama çayları olarak satılan ürünlerden çok şikáyetçiler.
DOĞAL OLAN HER ŞEY ZARARSIZ DEĞİLDİR
Doğal olan her şeyin yararlı olduğunu düşünmek yanlış bir yaklaşımdır. Doğada da birçok bitki zararlı veya zehirli kimyasallar içerebiliyor. Ayrıca düşük dozlarıyla faydalı olabilen bu bitkisel kimyasallar fazla miktarlarda ya da uzun sürelerle kullanıldıklarında zararlı olabiliyorlar. Bu nedenle bitkisel destekleri kullanırken de dikkatli olmakta onlara da ilaç muamelesi yapmakta fayda var.
Tıbbi bitkileri bile doğru kullanmak beceri istiyor. Eğer dikkat edilmezse bu doğal mucizeler bile bazen zararlı toksik maddelere dönüşebiliyor. İster ekinezya, sarıkantoron, zerdeçal, ister ginseng, deve dikeni, meyan kökü, ısırgan kullanın, bilgisizlik her zaman sorun yaratabiliyor. Bitkisel bir tedavi önerisi ya da koruyucu mucizesi ile karşılaştığınızda biraz “mütereddit” ve “ihtiyatlı” yaklaşmakta fayda var.
Hayatınız boyunca diyet yaptınız ama bir türlü ideal kilonuza ulaşamadınız mı? Bunun altında başka bir neden olabilir…Her şeyi doğru yapıyorsunuz ama yine de bir türlü kilo veremiyor musunuz? Belki bunun altında bambaşka bir neden yatıyordur ve siz bunun farkında olmadan kendinizi suçlamaya devam ediyorsunuzdur… Hızlı yemek yemek, meyve suyu içiyorum diye şekerli ve aromalı suları tüketmeniz, hatta var olduğunu bile bilmediğiniz tiroid sorununuz, kilo vermenize engel oluyor olabilir…
1. Hızlı yemek
Hızlı yemek yemek kilo almanıza neden olur bu nedenle yavaş yemelisiniz. Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor.
2. Teknoloji
Diyetlerinizin bir işe yaramamasının en büyük etkenlerinden biri hareketsiz yaşamdır. Eskiden bir arkadaşınızla görüşmek için belki de 10 ya da 15 dakika yürürken şimdi sadece mailleşerek görüşmüş kadar oluyor ya da internet üzerinden sohbet edebiliyorsunuz. Böyle olunca da hareket yerine oturmayı seçiyorsunuz.
3. Tatlandırıcılar
Kilo almamak için sürekli şeker yerine tatlandırıcı kullanıyor olabilirsiniz. Fakat yapılan araştırmalar yapay tatlandırıcıların alınan doğal kalori alımı konusunda vücudu kandırdığını ve bu nedenle de daha fazla şeker kullanma isteğini ortaya çıkardığını gösteriyor.
4. Sebzeler
Sebzelerinizi ve salata malzemelerinizi iyi yıkadığınızdan emin olmalı ve organik olarak yetiştirilmiş olanları seçmelisiniz. Hormonlu sebze ve meyvelerden uzak durmalısınız. Bunlar sizi de tıpkı sebzeler gibi şişirecektir.
5. Yağ oranı düşük yiyecekler
Yağ oranı yüksek ve düşük yiyecekler arasında aslında sanıldığı kadar çok fark yoktur. Yoğurt, süt ya da peynirde bu oran önemliyken yağ oranı düşük bir kek yemekle yağ oranı yüksek olanı yemek arasında hiçbir fark yoktur.
6. Stres
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize yol açan kimyasal maddeler salgılar. Bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder ve sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi de budur.
7. Öğün atlamak
Her yemek yediğinizde metabolik hızınız iki saat içinde yüzde 20 – 30 artar fakat öğünleri atlarsanız metabolizmanız yavaşlar. Özellikle de kahvaltı yapmamak en büyük problemdir ve gece boyunca yüzde 5 yavaşlayan metabolik hızınız bir daha yemek yiyene kadar aynı hızda kalır.
8. Meyve suları
Früktoz seviyesi yüksek olan meyve suları iştahınızı açar. Bu nedenle taze meyve suyu içmek ya da meyve yemek çok daha yararlıdır.
9. Toksinler
Karaciğer vücudun yağ yakan organıdır ve eğer alkol gibi toksinlerle doluysa yakma işlemi için daha yoğun çalışarak çok enerji harcar ve yorulur. Bu nedenle içki içerken yağ ya da şekeri çok fazla tüketmemeye dikkat etmelisiniz.
10. Salata
Diyet yaptığınız için salata yemeyi tercih edebilirsiniz fakat salatayı dışarıda yiyecekseniz soslu bir salata yememelisiniz. Çünkü özel soslarla yapılan bu salataların kalori bakımında bir hamburgerden çok da farkı yoktur.
11. Doğumgününüz
Kış mevsiminde doğduysanız baştan kaybetmiş olma ihtimaliniz yüksek çünkü yapılan araştırmalar kış bebeklerinin obeziteye daha yatkın olduklarını gösteriyor. Bunun sebebi ise daha yavaş çalışan bir metabolizmaya sahip olmaları.
12. Doğum kontrol
Doğum kontrol haplarının içinde bulunan progesteron türevi maddeler vücutta su tutulmasına neden olabilirler. Bu etki kişiden kişiye değişmekle beraber, biriken madde `su` olduğundan, kalıcı bir kilo değişikliği yapması beklenen bir yan etki değildir. Yine haplar beyinde açlık merkezine etki ederek iştah artışına neden olabilirler.
13. Uyku düzeni
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla daha fazla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için her gün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz.
14. Evlilik
Yeni evli çiftler hep evlendikten sonra kilo aldıklarından şikâyet ederler. Bunun nedeni ise birlikte bir yaşam paylaşma sonucu herşeyi aynı anda yapma isteğidir. Fakat sözkonusu yemek olunca bu yanlıştır eşinizle aynı miktarda ya da aynı şeyleri yemeden de mutlu bir evliliğe sahip olabilirsiniz.
15. Tiroid sorunu
Sürekli yorgun hissediyorsanız, kilo almaya başladıysanız ve sürekli üşüyorsanız tiroidiniz tembelleşmiş olabilir. Bu da metabolizmanızın daha yavaş çalışmasına neden olur. Bunun için bir uzmana başvurun ve balık, fındık gibi yararlı besinler almaya dikkat etmelisiniz.
Şişmanlama korkusu sebebiyle hemen kestiğimiz tatlılar, kek, bisküviler, meşrubatlar, çikolatalar basit karbonhidrat içerir. Baklagiller, ekmek, tahıllar, bazı meyveler ve sebzeler de kompleks karbonhidrat içerir. Kompleks karbonhidratlar rafine edilmediğinden daha sağlıklıdırlar. Yağ oranı düşük karbonhidratlarla beslenmek diyabete ve kalp hastalıklarına zemin hazırlıyor. Bu nedenle glisemik indeks kavramı daha çok önem kazanıyor. Glisemik indeksi yüksek gıdalar kan şekerini hızla yükseltirler. Dolayısıyla çabuk acıkmaya, enerji düşüklüğüne ve yağlanmaya neden olurlar. Yüksek glisemik indeksli gıdalar beyaz ekmek, pirinç, tatlı kekler ve pastalardır. Düşük olanlar ise sebzeler, meyvelerin çoğu ve tam tahıllı gıdalardır. Kuru yemişlerde düşük indekse sahiptir.