Zayiflama, Guzellik

msgbartop
msgbarbottom

Bebeklerde deri bakımı

ates1

Çocuğunuza ne kadar özen gösterirseniz gösterin eninde sonunda bebeğiniz üç aylık olmadan pişik veya benzer deri problemleriyle karşılaşacaktır. Panik yapmayın – bunlardan bazıları kendi kendine geçecek, bazılarının ise biraz yardıma ihtiyacı olacak

Pişik (Ammonia Dermatitis)

Her hangi bir zamanda üç bebekten birinde pişiğe rastalanır. Ammonia Dermatitis en sık rastlanan şeklidir. Kalkmış ve kızarmış bir görünümde çocuk bezi olan bölgede bulunan pişik bebeğinizin dışkısındaki bakteriler ve idrarındaki doğal amonyaktan kaynaklanır.

Pişiğin diğer sebepleri şunlardır:

• Hassas deri,

• Doğal koruyucu yağları uzaklaştıran sert sabun kullanımı,

• Çocuk bezi üzerinde uzun süre bırakılan plastik donlar sıcak ve nemli bir ortam yaratarak bakterinin gelişimini kolaylaştırır,

• Çocuk bezlerindeki deterjanların ve bezin emdiği solüsyonların yetersiz durulanması,

• Sürtünme – bilhassa çocuk bezinin hassas bebek derisine veya tombul bebeklerde bebek derisinin beze sürtünmesi,

Pişiğe karşı tedavi ve önleme yolları şunlardır:

• Bebeğinizi mümkün oldukça kuru tutun, gerektikçe bezini değiştirin.

• Mümkünse bezi açık bırakıp derinin kuruyarak iyileşmesini sağlayın.

• Çinko oksit içeren krem ve yağlar kullanın.

• İlave koruma rahatlığı için kenarlıklı çocuk bezi kullanın.

• Sürtünmeyi azaltın ve mısır nişastası tozu kullanarak aşınmayı önleyin.

Pişik yarası (Candida Albicans)

Bebeğinizin pişiği birkaç gün sürerse bir mantar veya bakteri enfeksiyonu oluşup daha ciddi bir tedavi gerektirebilir. En yaygın mantar enfeksiyonu Pişik yarasıdır (Candida Albicans).

Pişik olan bebeklerin yüzde 70’i bağırsaklardan gelen Candida’ya yakalanır. Fark edilmeden gelişmekle beraber bazen beyaz dairesel pul lezyonları biçiminde veya oldukça koyu kırmızı etrafı kırmızı dokulu kalkık uçlardan oluşur. Yukarıdaki tedavi ve önleme tedbirleri yanında doktorunuz tarafından önerilen mantara karşı bir losyon veya krem kullanmanız gerekir.

Diğer sık rastlanan deri belirtileri

Miliaria (Prickly Heat)

Sarı sivilce kafalarına dönüşebilen düzgün kırmızı toplu iğne başı gibi noktalardan oluşan prickly heat bebeğin ter kanallarındaki tıkanıklıktan kaynaklanır. Bu noktalar iltihaplanmış gibi gözükür fakat değildir, onlar sadece bebeğin deri deliklerinin gelişiminin bir neticesidir. Tedavi gerektirmez.

Seborrhoeic Dermatitis

Bu durum aşırı aktif sebaceous (yağ üreten) vücut bezlerinden kaynaklanır. Kaşınmamakla beraber deri kırmızı ve pul puldur. Bazen bilhassa deri birleşimlerinde, kaşlarda, kafa derisinde ve kulakların arkasında kabuk oluşabilir. Korkunç gözükebilir fakat emin olun ki sadece bir kozmetik problemi olup üç dört aylık oluncaya kadar geçer.

Atopic Dermatitis

Yanaklarda başlar, altı haftalık olduktan sonra her an gelişebilir. Çok kaşınan kuru, kırmızı ve pullu bir deriye neden olur. Doktorunuz uygun bir tedavi önerecektir.

Yanak Pişikleri (Cheek Rashes)

Salya gibi nem ile sürekli temas neticesinde oluşan ve egzemalı bebeklerde daha yaygın olan kırmızı veya kuru yanak pişikleridir. Bebeğinizin derisini kuru tutmaya çalışın, yumuşak bir temizleyici ile temizleyin ve yumuşaklık ve nem sağlamak üzere losyon veya krem sürün.

Milia (sivilce)

Beyaz toplu iğne kafası gibi noktalar halinde gözüken milia sebaceous bezinin aşırı çalışmasından kaynaklanır. Genellikle burun köprüsünde, bazen de çene ve boyunda olmak üzere neredeyse tüm yenidoğan bebeklerde olur. Doğumdan 4-6 hafta içerisinde düzeldiği için bir tedavi gerektirmez.

Kuru deri

Genellikle ırsi olmakla beraber, bazen egzema ile ilgili olarak bebek derisi kaba, kuru ve pullu olabilir. Kurutucu sabunlardan sakınmak gerekir. pH değeri ayarlı 5.5 olan bebek sabunları kullanmak bile drurumu düzeltebilir. Deriyi yumuşak bırakmak üzere banyodan sonra bebek yağı ve losyonları kullanınız.

Konak

Çocuğunuzun kafa derisinde kabuk oluşturan Seborrhoeic Dermatitis’in bir çeşididir. Can sıkıcı fakat kesinlikle zararsızdır. Yine pH değeri ayarlı 5.5 olan bir bebek şampuanı kullanmak başa zeytinyağı-karbonat karışımı sürmek faydalı olabilir. Detay için doktorunuza danışınız.

Üst üste gelişen kabuğu temizlemek için ılık bir bebek yağı ile masaj yapınız ve birkaç saat veya geceleyin serbest bırakınız. Daha sonra bebeğinizin saçını arkaya doğru kabuğu temizlemek için tarayın ve daha sonra şampuan yapın. Gerektikçe tekrar edin.

Çilek lekeleri

Genellikle doğumda bulunmayan bu kırmızı kalkık şişlikler ilk birkaç hafta sonunda gelişebilir. Bunlar derideki büyük kan damarlarının büyümesidir. Bunlar bebeğinizin ilk yaş gününe kadar yok olmaya başlar ve 10 yaşına gelinceye kadar tamamen ortadan kalkar. Çoğu çilek lekeleri kendi kendine yok olmakla beraber göz, burun ve ağızlarda oluşan iri ve hızlı gelişen lekeler doktor müdahalesi gerektirebilir.

Leylek ısırıkları

Göz kapkaları, alın ve boynun arkasında gelişen bu küçük kırmızı lekeler derideki kılcal damarların çıkıntısıdır. Bir yıl içerisinde veya o civarda ortadan kalkarlar.

Mongol lekeleri

Bebeklerin çoğunda görülen bu mavi-siyah lekeler sırtın alt tarafında ve kalça üzerinde bulunur. Bunlar çürüklerle sık olarak karıştırılır, fakat sadece deri altında pigment birikiminin bir sonucudur. Bunlar zararlı olmayıp genellikle birinci yılın sonunda ortadan kalkar. İsmi ile mongol çocuk arasında hiçbir ilgi yoktur, sadece isim benzerliğidir.

Yazın deri bakımı

Sıcak havada şunları unutmayın!

• Bebeğinizi hiçbir zaman, hele de yazın arabanın içinde yalnız bırakmayın.

• Çok sıcak günlerde, küçük bebekler için ev en iyi ortamdır.

• Sıcak pişiğinden kaçınmak için bebeğinizi sıcak havalarda aşırı giydirmeyin. (Direk güneş altında değilseniz) bir atlet ve çocuk bezi ihtiyacınız olan giysilerdir.

• Sentetik kumaş ve nefes almayan plastik donlardan uzak durunuz.

• Sık sık alınan serinleme banyoları bebeğinizi rahatlatabilir. Bebeğinizi banyoda veya su havuzunda hiçbir zaman yalnız bırakmayınız.

• Kenarlıklı çocuk arabaları ve pusetler havasız olabilir bu nedenle hava sirkülasyonunu sağlamak için kenarlarını açmak gerekebilir.
Güneşte eğlenmek için kapanınız

Bebeğinizin derisi özellikle hassas olup dışarıya çıkıldığında kızgın güneşten korunmak için bir koruyucunuz olmalıdır. Geniş çerçeveli bir şapka yanında gevşek bir pamuklu giysi önerilebilir.

Bebeğinizin güneş koruyucusuna ihtiyaç duyacağı zamanlar olacaktır fakat büyüklerin güneş koruyucuları bebeklerin nazik ve emici derileri için çok güçlüdür.

Sabahları erken saatlerde ve akşamüstü güneşin çok etkili olmadığı zamanlarda bebekle güneşe çıkılabilir. Bebeğinizi gölgede veya bir şemsiye altında tutmak en iyisidir fakat gene de bebekler yansıyan güneşe maruz kalabilirler.

Sıcaklık en üst düzeyde iken

Bebeğinizde şu susuz kalma belirtilerinden bir veya bir kaçını görürseniz ve özellikle bebeğinizde yüksek ateş de varsa derhal tıbbi yardım alınız:

• Anormal uykusuzluk veya aşırı uyuklama,

• Yememe ve içmeme,

• Huysuzluk veya ağlama,

• Deri sıcak ve kuru ise,

• Kuru ağız,

• Vücut ısısı 40 dereceye yaklaştı ise,

• Kusma veya ishal.

Çocuğunuz ürkek ve girişken değil mi?

kati1Çocukluk çağında korkular oldukça yaygındır ve bu korkuların bir kısmı belirli dönemler içinde doğal sayılmaktadır. Oyun döneminde ortaya çıkan canavar, asansör korkuları, oyun ve hatta yedi yaş üstündeki çocuklarda görülen, karanlık, hırsız korkuları ile

Fobi tanısının yada başka bir değişle, çocuklarda korkuların hastalık düzeyine ulaşabilmesi, çocuktaki kaçınma davranışının arkadaşları arasında yada okulda bir bozulmaya neden olmuş olması gerekmektedir. Kısacası korku kişinin fiziksel bütünlüğünü koruyan bir etkendir. Eğer bugün korkmasaydık herhalde çoğumuza karşıdan karşıya geçerken araba çarpardı. Yani bir gökdelenin çatısında duyduğumuz korku, bizim daha dikkatli olmamızı ve aşağıya düşmememizi sağlarken aynı kişinin bu korkuyu yerde beş santimetrelik bir kaldırımda hissetmesi anormal olmaktadır.

Sosyal fobisi olan çocuklar ve gençlerin başlıca korkusu, başkalarının yanında küçük düşeceği, sıkıntı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı ile ilgilidir. Bu çocukların; sınıfta arkadaşlarının önünde konuşma ya da tahtaya yazı yazma, öğretmen ya da karşı cinsiyetten arkadaşları ile konuşma, okul tuvaletlerini kullanma, toplu halde yemek yeme gibi korkuları vardır. Ayrıca böyle durumlarda yaşadıkları sıkıntıyı diğer arkadaşlarının anlayacağından ve gülünç duruma düşeceklerinden korkarlar. Sanki kişi, ne düşünüyorsa çevreninde bu şekilde düşündüğünü zanneder. Bu davranışlar erken yaşlarda başladığı için aileler tarafından bir huy olarak değerlendirilir.

Genelde bir aile büyüğünün de küçükken böyle olduğu sonrasında da, tabiri caizse “aslan gibi olduğu” belirtilir. Ama gel gelelim eğer hatırlıyorsa birde bu durumu yaşayana sormak gerekir. Eminim çok farklı şeyler söyleyecektir. Onu en iyi anlayanda yine bunu yaşamış ya da yaşayan kişi olacaktır. Gerçekten yaşanmadan bilinmesi imkansızdır. Benim hastalarım genelde bu tipteki rahatsızlıkları “Allah düşmanıma bile yaşatmasın doktor bey!” diye tanımlarlar. Eminim çok acı verici bir tablodur. Bu tipteki çocuklarda okul korkusu, sınav kaygısı da sıkça rastlanan durumlardır. Bu çocukların sıklıkla ya arkadaşları kısıtlıdır ya da bir kişiye karşı aşırı bağımlılık gösterirler. Genelde göz ilişkisi kurmaktan kaçınırlar. Ellerini sıktığınızda avuçları nemli ve hafif terlidir. Benim bu çocuklarda gördüğüm en büyük sıkıntı, sınavlarda yaşadıkları heyecanlar nedeni ile sınavlarda gerçek performanslarını gösteremiyor olmalarıdır.

Bu rahatsızlık sadece çocuklarda mı rastlanıyor dersiniz. Çok sayıda kişi tanıyorum ki en üst düzey mevkilere gelmelerine rağmen bir sunum öncesinde günlerce uykuları kaçmakta ve en iyi bildikleri konuları bile sırf heyecanlanırım, sesim titrer, insanlara rezil olurum diye yapmaktan kaçınmaktadırlar.

Bu rahatsızlık küçük yaşlarda anne ve baba ile olan ilişki sonrasında gelişmektedir.Her şey ailede başlıyor ve orada bitiyor. Bunun için psikiyatrist ya da psikolog olmaya, sayfalarca yazılar okumaya hiç gerek yok. Bu rahatsızlığı özellikle ketlenmiş çocuklar, yani aniden bağırılan azarlanan çocuklarda daha sık olarak görmekteyiz.Anne ve babanın tutarsız davranışlarının olması, evhamlı ve çok telaşlı ailelerin çocuklarında yine bu rahatsızlığa sıkça rastlamaktayız. Bu çocukların anne ve babaları diğer anne ve babalara göre daha reddedici ama bunun yanı sıra o kadarda kollayıcı ve koruyucudurlar.

En önemlisi bir çocuğu bir birey olarak kabul etmedikten, kafamızdaki çocuk şablonunu oluşturmaya çalışmaktan vazgeçmedikten sonra bu ve buna benzer sorunlara rastlamamız mümkündür. Her çocuğun cesaretlendirilebileceği bir nokta vardır yeter ki öncelikle buna biz inanalım.

Anne ve babası boşanan çocukların sorunları

dis1Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 13. Psikiyatri Kliniği Şefi Doç. Dr. Kemal Sayar, boşanan eşlerin yeterince sorumlu davranmaması durumunda çocukta uyum ve davranış sorunlarının ortaya çıkabileceğini söyledi.

Doç. Dr. Sayar, yaptığı açıklamada, boşanmanın, hukuksal bir kavram olarak ele alındığında basit anlamda evlilik sözleşmesinin sona ermesi olduğunu, ancak ruhsal açıdan değerlendirildiğinde aile birliğinin bozulması, ailenin bölünmesine ya da bütünüyle dağılmasına yol açan ve bütün aile üyelerini hatta yakın çevredeki kişileri dahi sarsabilen karmaşık bir olgu olduğunu ifade etti.

Bu süreçten en çok etkilenenlerin çocuklar olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Sayar, şöyle dedi: “Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaçtır. Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz.”

Boşanmanın çocuğun hiç istemediği fakat kaçınılmaz olarak sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığı bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Sayar, şöyle devam etti: “Boşanan eşler yeterince sorumlu davranmadıkları takdirde çocukta uyum ve davranış sorunları ortaya çıkabilir. Boşanma süreci içinde yaşanan gerginlikler ve çatışmalar, çocuğun içe kapanmasına, anne ve babası tarafından sevilmediğini düşünmesine, kendisini gerginliklerin sorumlusu olarak görmesine neden olur. Bu sürecin son noktası olan boşanma ise çocuğun bu düşüncelerinde haklı olduğunun göstergesi olarak ortaya çıkar ve yoğun suçluluk duygusuna yol açar. Çocuklar çok küçük bile olsa çevresinde olan biteni takip etmekte, sorunları hissetmektedir. Sorunları hisseden çocuk sıkıntısını söz diliyle anlatamadığı için bunufarklı şekillerde dışarıya yansıtır.”

-”Annelikten ve babalıktan istifa edilmemelidir”

Doç. Dr. Sayar, çocuğun sıkıntısının bazı belirtilerinin olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Böyle durumlarda çocuklarda belirtiler, tırnak yeme, altını ıslatma şeklinde ortaya çıkabilir. Çocukta psikosomatik hastalıklar gözlenebilir, sık sık hasta olur, kusar, bağırsakları bozulur. Evden, okuldan kaçma, kendisine ait olmayan şeyleri alma, uyuşturucuya yönelme gibi durumlar yaşanabilir.”

Yıkılan ailelerde çocukluk depresyonlarına da çok sık rastlanıldığına işaret eden Doç. Dr. Sayar, “Aileler ne yapıp edip çocuğun kendisini boşanmanın sorumlusu olarak görmesini engellemeli ve çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne ve baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa edilmemelidir” dedi.

Ağzını Kilitleyen Bebek İle İnatlaşmayın!

avaBebekler, altıncı aydan itibaren katı ve pürtüklü yiyeceklerle beslenmeye başlıyor. Ancak bu yeni dönem bazı bebekler için sancılı oluyor.

Bebekler tadını sevmediği bir yiyecek olunca ağzını kapatıyor ve yemiyor. International Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Tamtekin, bebeklerin annenin stresini ve mutluluğunu sünger gibi çektiğini belirterek; annenin bebekle yemek konusunda inatlaşmamasını, bir öğünde yemiyorsa açığını diğer öğünde kapatacağını söyledi.

Bebeklerde sindirim sisteminin gelişimi, doğum tartısının iki katına ulaşana kadar devam ediyor. Bu da ortalama 5–6 aylara denk geliyor. Israrcı annelerin bebeklerinde yemeğe karşı tepki oluştuğuna değinen Dr. Deniz Tamtekin, annelerin bu konuda sabırlı olmalarını istiyor. Bebeğin yemeği reddetmesinin altında herhangi bir hastalıktan kaynaklanan sorun yoksa inatlaşmak fayda getirmiyor. Çünkü bu inatlaşmanın sonunda bebekler kazanıyor. Eğer herhangi bir hastalığa bağlı olarak yemiyorsa, bununla ilgili tedavi yapılıyor.

DEMİR DAMLASINI, PORTAKAL SUYUYLA VERİN

Sağlık Bakanlığı bebeklere dördüncü aydan itibaren koruyucu amaçla demir takviyesi verilmesini istiyor. Çünkü ilk altı ayda sadece anne sütü alan çocuklarda, altıncı ayın sonunda doğumda getirilen demir ve çinko deposu gibi elementlerin depoları azalmaya başlıyor. Bu nedenle dışardan demir takviyesi gerekiyor. Demir, damla ya da şurup formunda veriliyor. Bebek tadını beğenmeyip kusuyorsa, piyasada satılan başka bir demir preparatı denenmesinde yarar var. Dr. Deniz Tamtekin, C vitamininin demirin emilimini artırdığını, demir ilacının bebeklere taze sıkılmış portakal suyu ile birlikte verilebileceğini, böylece hem içimin kolaylaşacağını, hem de demir emiliminin artırılabileceğini vurguladı.

BEBEKTE HİPOGLİSEMİ OLABİLİYOR

Annede görülen diyabet hastalığı da bebekleri etkiliyor. Diyabetli bir annenin bebeği genellikle iri bebek oluyor ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) daha sıklıkla ortaya çıkıyor. Bu bebeklerin doğumdan sonra, hemen ve sık sık emzirilmesi gerekiyor. Bebekte hipogliseminin var olması, havaleye de yol açabiliyor. Bebekler kalsiyum eksikliği, düşük şeker, yüksek ateş, doğumda beynin oksijensiz kalması ya da başka hastalıklar nedeniyle de havale geçirebiliyor.

Dr. Deniz Tamtekin, tiroid bezi az veya çok çalışan annelerin tiroid ilaçlarını emzirirken de kullanmaları gerektiğini, tiroid ilaçlarının, bebeklere zarar vermediğini belirtiyor. Bazı bebeklerin tiroid bezi doğumsal olarak az çalışıyor. Hipotiroidi denilen bu hastalıkta bebek kalın sesli, kuru ve seyrek saçlı, kabızlık sorunu olan ve büyük dilli oluyor. Dili adeta ağzına sığmıyor. Tetkikleri yapılarak en kısa sürede tedaviye başlanması sonucunda, şikâyetleri düzelen bu bebekler, doktor kontrolünde ilaçlarını düzenli kullandıkları takdirde yaşlarına uygun gelişimlerini sürdürebiliyor.

Anne olmanın ideal yaşı

aaAnne olmayı planlarken yaşınızı da göz önüne almayı unutmayın.

Doğum için en ideal yaşın 20–30 arası olduğu belirtildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Uzmanlar, anne adaylarına uyarılarda bulunarak, 35 yas üzerindeki annelerde problemli gebelik riskinin yüksek olduğunu söyledi.

Doğurganlığın yasla birlikte azaldığına dikkat çeken Uzmanlar “Doğum için en uygun yaslar 20 ile 30 arasıdır. Doğum aralıklarının en az 2 yıl olmasını sağlayarak hem kendinizi hem de bebeğin sağlığını daha iyi koruyabilirsiniz. 35 yas üzerindeki annelerde problemli gebelik riski yüksektir, ancak sağlıklı ve kendine dikkat eden annelerde bu risk azalır. 18 yasından küçük kadınlarda ise ölü doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riski yüksektir. Doğurganlık yasla birlikte azalmaktadır. 20 yasında doğum kontrol yöntemi kullanmayan, düzenli ilişkiye giren ve bir çocuk isteyenlerin yüzde 20’si başarıya ulaşıyor. Bu oran 30 yasında yüzde 15′e ve 35 yasında yüzde 10′a iniyor. 40 yasında ise bu oran yüzde 5′e iniyor. Hamilelik hangi yasta olursa olsun risksiz değildir ama yasin ilerlemesi ile bu risk artar.

Bu risklerin en önemlisi Don Sendrom’lu bir çocuk doğurmaktır. Don Sendromu görülme sıklığı anne yası ile beraber artar. Bu risk, anne 20 yasında iken 10 binde 1, anne 35 yasındayken binde 3, anne 40 yasındayken ise yüzde 1′dir. Don Sendromu ve başka kromozomsal anormalliklerin yaslı annelerde daha sik olmasının nedeni annenin yumurtalarının yaslanması ve zaman içinde zararlı madde, kimyasal, röntgen ve enfeksiyonlara daha çok maruz kalmasından olduğu düşünülmektedir” dedi.

Hamile döneminde soğuk algınlıkları ve dengeli beslenmeye dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Uzmanlar, anne adaylarına su önerilerde bulundu:

“Kadınların çoğu dokuz aylık gebelikleri döneminde hiç değilse bir kez soğuk algınlığına veya gribe yakalanırlar. Çok rahatsızlık verici olsa da böyle hafif bir hastalık gebeliğinizi etkilemeyecektir. Yatarken yâda uyurken nefes almayı kolaylaştırmak için basınızı hafifçe yüksek tutun.

Soğuk algınlığı süresince aç kalmanız ne hastalığınıza ne de bebeğe yarar sağlar. Bu yüzden gerekirse kendinizi zorlayın ve iştahınız olsun, olmasın dengeli beslenmeyi sürdürün. Her gün turunçgillerden bir miktar yiyin ama tavsiye olmadan C vitamini takviyesinden kaçının. Bol miktarda sıvı âlin. Ateş, aksırıklar, sürekli akan bir burun vücudunuzda sıvı kaybına yol açar. Ateşinizi doğal yollarla düşürün. Soğuk suyla duş âlin ya da banyo yapın, hafif giyinin. Eğer ateşiniz 39 derece ya da üstündeyse hemen doktora gidin.”

Sezaryenin dostu müzik

mzSezaryen öncesi müzik dinlemek anneyi de bebeği de rahatlatıyor.

Sezaryen öncesi müzik dinlemenin, hastaların ameliyat sonrası ağrılarını ve alacağı birçok yan etkiye sahip ağrı kesici ilaç miktarını azalttığı ortaya çıktı.

GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Kliniğinde görevli bilim adamları Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Şen, Yrd. Doç. Dr. Ali Sizlan, Yrd. Doç. Dr. Ömer Yanarateş, Uzman Dr. Mustafa Kul, Dr. Emre Kılıç, Doç. Dr. Sezai Özkan ve Prof. Dr. Güner Dağlı ”Müzik Terapisinin Postoperatif Sezaryen Ağrısına Etkisi” konulu araştırma yaptı. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni 2009 yılı son sayısında da yayınlanan araştırmaya, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde yaşları 20-40 arasında genel anestezi altında sezaryen planlanan 100 hasta dahil edildi.

50′şer kişilik iki gruba ayrılan hastalardan birinci gruptakilere, cerrahiden 1 saat önce kulaklıkla müzik dinletildi. İkinci grupta olanlara ise cerrahi öncesi müzik dinletilmedi.

Tüm hastalara standart anestezi tekniğinin uygulandığı araştırmanın sonucunda, sezaryen ameliyatı öncesi hastaların müzik dinlemesinin ”herhangi bir yan etkisi olmayan, ucuz bir yöntem olarak” hastaların ameliyat sonrası ağrılarını ve alacağı birçok yan etkiye sahip ağrı kesici ilaç miktarlarını azalttığı belirlendi.

Bebeğinizi nasıl uyutursunuz ?

bfGece boyu ağlayan ve hiç uyumayan bebeğinizi bu yöntemlerle uyutun..

İşyerinde uykulu gözlerle dolaşıyorsanız ya da evdeyken sürekli yatma isteği duyuyorsanız gece iyi dinlenememişsiniz demektir. Bunun nedeni bebeğinizin gece uyumaması mı? Karnının tok, altının temiz, herhangi bir sancısının yada acısının olmadığından emin olduğunuz bebeğiniz geceleri uyumak istemiyor, sizi de uyutmuyor türlü şirinlikle kendisiyle ilgilenmenizi istiyorsa ortada yanlış giden bir şeyler var demektir. Çünkü bir süre sonra sizin bedeniniz bu duruma isyan etmeye başlar. Yorulan vücudunuz, dikkatinizin dağılmasına, gergin olmanıza hatta bazı sağlık sorunlarınızın çıkmasına neden olabilir. Hatta eşinizle bebeğe gece kim bakacak tartışmalarına girebilir, emzirme sürecinizde problemler yaşayabilirsiniz. Çünkü anne sütü dinlenmiş bir beden, iyi bir gece uykusu ve stressiz bir aile yaşamı gerektirir.

Uyumayan bebeğe öneriler

Anne karnındaki bebek gece gündüz farkını bilmez ve bu bilmeme ile doğar. Ancak ilk iki hafta içinde yeni ortamına alışmaya ve uyku düzenini öğrenmeye başlar. Bu süreci kaçırmayın.

Yeni doğmuş bebekler günde 15-18 saat uyuyabilir. Bu süre zamanla azalır. Sizin ilk aydan itibaren bebeğin gece ve gündüz uykusu için gerekli düzenlemeleri yapmanız gerekir.

Elbette bebekler gündüzleri de uyuyacaktır. Sağlıklı gelişebilmeleri için bu aylarda uykuya ihtiyaçları bizden fazladır. Ancak iki haftalık olmuş bir bebeğin gece uyuduğu ortam farklı, gündüz uyuduğu ortam farklı olmalıdır.

# Gündüz daha aydınlık, sesli çoğunlukla oturma odası gibi yerlerde uyumasına sağlayın.

# bebeklerde uykusuzlukGece uykusunda ise yatak odasında loş, az ışıklı sessiz ve dışarıdan hiçbir uyarının alınmadığı bir ortam yaratın. Böylece bebek gece uykusu ile gündüz uykusu sırasında fark olduğunu anlar.

# Gündüz uykusundan uyandığında onunla konuşun, öpün, oynayın. Uykusunun açılması, çevresindeki uyaranları alması sorun değildir. Hatta gereklidir. Böylece gündüz uykularının kısa ve aralıklı olduğunu anlar.

# Gece beslenmek için yada uyku geçişlerinde gözlerini açtığında ışığı yakmayın. Odanın var olan loş ortamında bebeğiniz emzirin. Onunla konuşmayın. Mimik hareketlerinizle ilgisini çekmeyin.

# Geceleri uyanan yada ağlayan bebeğin başına ailece toplanmayın. Bir kişinin ilgilenmesi yeterlidir.

# Geceleri uyanan bebeğinizin yanında konuşmanız gerekirse kısık sesle konuşun. Fazla fiziksel temastan kaçının. Emzirmenizi ya da bakımını yaptıktan sonra en kısa sürede yatağına geri yatırın.

# 3-4 aylık bir bebek tek başına uyuyabilmeye hazırdır. Gündüzleri 2-3 kere kısa uykular şeklinde toplam 13-14 saat uyuyabilirler.

# Bebeğinizin uyku saatlerin kaydedin. 24 saatin ne kadarını uykuda geçirdiğini anladıktan sonra bunun gece ve gündüze uygun dağılmasını sağlayabilirsiniz.

# Bir yatış saati belirleyin ve buna mutlaka uyun. Kararlı olun; siz bebeğinize değil, bebeğiniz size uymalı. Gece uykusu için hazırlığınızı yaptıktan sonra mutlaka yatak odasına gidin.

# Uyumasa da mutlaka yatağında tutun.

# Sosyal ortamdan uzaklaştırın.

# Her gece aynı saatte ve aynı rutinlerle gece uykusuna hazırlayın.

# Geceleri bebeği sessiz bir ortamda bulundururken, gündüzleri hareketli ışıklı ve aktif şeylerle meşgul edin.

# Gece uyku saatine 3-4 saat kala uykuya dalmasına izin vermeyin.

# Geceleri bebeği en ufak mırıltısında kucağınıza almayın. Hatta karnı temizse, altını da kontrol etmişseniz yatağında pışpışlayarak sakinleştirin.

# Tuttuğunuz saat çizelgesine göre gündüzleri gereğinden fazla uyumasına izin vermeyin. Toplam uyku süresinin yarısını gündüz uyuyan bir bebek geceleri daha çok uyanır. Gerekirse altını değiştirerek ya da kucağınıza alarak uyandırın.

# Bebekler anne babalarından ayrılmak istemezler. Gündüzleri çalışan anne ve babalarının geceleri yanlarında olduğunu anladıklarında kendilerini buna göre ayarlayabilirler ve uyumak istemezler. Ona her akşam aynı rutinlerle yanında olduğunuzu işe gidip geri geleceğinizi hissettirmeniz de gerekebilir.

Ayrıca, gündüzleri bebeğinize bakan kişiden uyguladığınız programa destek olmasını mutlaka isteyin. Siz aynı rutinleri kararlılıkla uygularsanız bebeğiniz mutlaka bunlara uyacaktır. Sizin dinlenmiş ve huzurlu bir gece geçirmeniz ona olan sevginizi gösterebilmeniz içinde gereklidir.

Çocuğunuz yemekten keyif alsın

yemk1İştahsız çocuklar için annelere birbirinden önemli çözüm önerileri…

İştahsızlık, çocuğun besini almak istememesiyle ortaya çıkan bir durum. İştah kaybı anemi, bağırsak parazitleri gibi nedenlerken kaynaklanabilirken, büyük ölçüde çocuğun psikolojik sorunları da yeme alışkanlığını olumsuz etkiliyor. Bazen çocuk yemek yememeyi anne-babaya karşı bir silah olarak kullanıyor. Aile ve çocuk arasında yaşanan olumsuz yeme davranışının devam etmesi, duygu ve davranış bozukluğuna kadar varan sorunlara neden oluyor. Çocuğun iştahsızlığından tedirgin olan birçok aileler çocuğa yemek yedirmek için birçok yönteme başvuruyor. Bu noktada çocuğun iştahsızlığının nedenini tespit etmek önem teşkil ediyor.

Beslenme alışkanlıklarını değiştirebilirsiniz

Öncelikle çocuğun severek ve iştahla yediklerini tespit edilmesi gerekiyor. Ortalama üç günlük beslenme günlüğünü tutarak eksiksiz bir liste çıkarın. Süt, meyve suyu, su, kola, çay gibi içecekleri çocuğunuz ne kadar tükettiğini belirleyin. Çocuğunuzun yiyerek mi yoksa içerek mi doygunluğa eriştiğini tespit edin. Eğer çocuğunuz sıvı tüketerek doygunluğa erişiyorsa yemek yemeden bir saat önce sıvı tüketimini sınırlandırın. Tüm bu ayrıntıları göz önünde tutarak yeni bir yeme listesi geliştiriniz.

Tabağını fazla doldurmayın

Tabağa konan yemek miktarı çocuğun iştahını etkiliyor. Çocuk tabağına konulan yemeğin miktarı fazla ise öğürme hissi duyarak iştahını baskılayabiliyor. Yemeği tabağa küçük miktarlarda koyarak çocuğunuza yemeği bitirme hazzını yaşatın. Yemeğin miktarı azaltılırken günlük alınan enerjiyi arttırabilirsiniz. Çocuğun tükettiği besinlerin içeriğini zenginleştirerek ya da besinlere glikoz polimerleri (maltodekstrin) ve yağ emülsiyonları eklenerek yapılır. Çocuğunuza karbonhidrat içeriği yüksek besinler yedirerek daha hızlı acıkmasını sağlayabilirsiniz. Sürekli karbonhidratı yüksek besinler vermek, çocukta glikoz metabolizması bozukluklarına varan sorunlar ortaya çıkarabilir. Bu nedenle öğünlerin protein, karbonhidrat ve yağ içeriği dengeli, vitamin ve mineral yönünden de yeterli olmalıdır.

Dikkat çekmek için iştahsız olabilir

Çocuklar, büyüklerin dikkatini çekmek için yemek esnasında iştahsız davranabilir. İştahsızlık her zaman anne babanın dikkatini çeken bir durumdur. Bu durumun farkına varmazsanız çocuğunuz dikkat çekmek için bile iştahsız olabilir. Bu durumun oluşmaması için sofrada, onun yemedikleri hakkında yorumlar yapmaktan, ısrarcı olmaktan kaçınmak gerekiyor.

Yemekleri çekici hale getirin

Çocuklar için eğlenceli şekiller ve resimler yemek yemesinde etken olabilir. Ayıcık şeklinde kesip tabağına koyduğunuz bir dilim ekmek, gülen suratlı bir makarna, tabakta resim şekline getirilmiş çeşitli meyveler ve misket görünümündeki köfteler çocuğunuzun iştahını açabilir. Hayal gücünüzü kullanarak yemekleri çocuğunuzun ilgisini çekecek bir şekle getirin. Yemeklere isimler takarak çocuğunuzun merakım uyandırıp, yemek yemesini sağlayabilirsiniz.

Çocuk yerken uyarıda bulunmayın

Yemek yerken herhangi bir uyarının yapılmaması çocuğun yemek yeme devamlılığı açısından önemli bir noktadır. Çocuğa yemek sırasında ısrarcı olunması, çocuğun kendi yemek yeme alışkanlığı edinmesini önler.

Psikolojik sorunlar iştahsızlığa yol açıyor

Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları duygular önem taşır. Endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygular çocuğun iştahını kesebilir. Bu nedenle çocuğunuzun psikolojik bir sorununun olup olmadığını gözlemleyin.

Mutfakta yardım etmesine müsaade edin

Yemek yaparken ya da hazırlarken çocuğunuzun size yardım etmesine izin veriniz. Kendi yaptığı ya da yardım ettiği yemeği daha iştahla yiyecektir.

Döke saça yemesine izin verin

Beslenmesini eğlenceli bir oyuna dönüştürün ve çocuğa yemeğin önemini anlatan hikayeler anlatın. Gülerek, oynayarak yemek yemesini sağlayın, yemek yerken müdahale etmeyin ve yemekleri döke saça yemesine müsaade edin.

Çocuğu yemeğe zorlamayın

Çocuk aç olsa bile yemeğe zorlamayız. Çocuk kendi kişiliğini, bağımsızlığını kanıtlamak ister. Çocuk yemeye zorlanırsa kendi açlık ve tokluk düzenini kuramaz. Kendi düzeninin kuramayan çocuk ileri yaşlarda yanlış beslenme şekilleri edinir.

Yerken çocuğunuza örnek olun

Çocuklar öğrenmeyi söylenilen yada anlatılandan değil gördüklerini taklit ederek gerçekleştirir. Anne-baba ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişilerin olumlu yeme davranışı içinde olmaları gerekiyor. Grup halinde yaşıtlarıyla yemek yemek ya da piknikte yemek, seçici çocuklarda olumlu yeme davranışının gelişmesine yardımcı oluyor.

Hamilelikte neler değişir ?

derHamilelik sırasında bedenimizde ve duygusal alemimizde meydana gelen değişiklikleri biliyor musunuz ?

Hamilelikte en sık bilinen değişiklikler karın çatlaklarıdır. Stria Gravidarum adı verilen bu çatlaklar tüm hamile kadınların yüzde 50 ila 90′ında ortaya çıkar. Hemen hemen bütün kadınlar bu çatlakların ortaya çıkmasından korkar ve çekinir. Büyük çoğunluğu karnın alt kısmında görülen lezyonlar, hamileliğin ikinci yarısından itibaren belirmeye başlar. Nadiren uyluklar, kalçalar, memeler ve kollarda da görülebilir. Çatlakların önlenmesi her zaman mümkün olmaz. Piyasada hamilelik çatlaklarını engellemek için satılan pek çok ürün olmasına karşın etkinlikleri her zaman tatminkar değildir. Çatlakların büyük bir kısmı doğumdan sonra kaybolmaz. Rengi biraz daha açılarak gümüşi bir hal alır. Pek çok kadın bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşır. Daha az sayıda kadın ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirilmiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır. Sonuçlar tatminkar olabiliyor.

Hamilelik maskesi

Cholasma olarak da adlandırılan hamilelik maskesi, hamilelik esnasında yüzde meydana gelen değişimleri ifade eder. Hamilelik sırasında melanotropin adı verilen madde fazla miktarda salgılanır. Bu madde burun, yanaklar ve alın civarında pigmentasyon artışına, yani koyulaşmaya yol açar. Güneş ışınları duruma yol açmamakla birlikte olayın şiddetini artırabilir. Hamile kadınların yüzde 45 ila 70′inde hamileliğin 4, ve 5. ayından başlayarak hamilelik maskesi görülebilir. Kalıcı olmayan bu durum, doğumdan sonra birkaç ayda kendiliğinden geriler ve kaybolur. Hamilelik sırasında kadınlar makyaj yaparak cholasma’yı saklayabilirler. Hamilelik maskesini önlemenin en kolay yolu güneşe çıkarken çok yüksek faktörlü koruma kremleri sürmektir. Kış aylarında da güneşin bu tür etkisi olabileceği unutulmamalı ve koruyucu krem sürmek ihmal edilmemelidir. Koyulaşmalar sadece yüzde olmaz. Meme başları, koltuk altları ve genital bölgede hamileliğin sonlarına doğru renk değişiklikleri görülebilir. Bu değişiklikler önemli değildir ve doğumdan sonra kaybolurlar.

Karın bölgesinde çizgi (Linea nigra)

Orta hat üzerinde, kasıktan göbek deliğine kadar uzanan koyu renkli bir çizgi oluşur, ilk hamileliğini yaşayanlarda hamileliğin üçüncü ayından başlayarak ortaya çıkar. Tecrübeli annelerde ise daha erken dönemde görülebilir. Her kadında görülmez. Bazı toplumlarda bu çizginin görülmesi, bebeğin erkek olduğu şeklinde yorumlanır, ancak bunun gerçekle bir ilgisi yoktur.

Sivilce

Hamilelikte meydana gelen hormonal değişimler, ciltte yağlanma ve sivilceye neden olabilir. Tamamen geri dönüşümlü olan bu sivilceler, hamilelik sırasında bol sıvı alımı ve düzenli yapılan cilt temizliği ile bir ölçüde engellenebilir.

Damarlanma

Hamilelik sırasında kanda artan östrojen seviyelerine bağlı olarak özellikle yüz, boyun, göğüs, kol ve bacaklarda değişik şekillerde damarlanmalar ortaya çıkabilir. Bu damarlanma yıldız şeklinde ve ciltten hafif kabarık yapılardır. Üzerine baskı uygulayınca renkleri solmaz. Bu yapılara örümcek ağına benzedikleri için ingilizce’de örümcek anlamına gelen spider kelimesinden esinlenerek “spider veins” adı verilir. Kadınların yüzde 60′ı civarın¬da görülür ve doğumdan sonra kendiliğinden kaybolur.

Avuç içi kızarıklık ve beneklenme (Palmar Eritem)

Tıbbi adı Palmar Eritem olan avuç içlerinde kızarıklık ve beneklenmenin nedeni tam olarak bilinmiyor. Bununla birlikte artmış östrojen miktarına bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülüyor. Hamile kadınların yüzde 50-55′inde rastlanır. Zencilerde daha nadir görülür. Nadiren ayak tabanlarında da saptanabilir. Herhangi bir yakınma yaratmayacağı gibi hafif yanma ve kaşıntı olabilir. Her zaman kullanılan nemlendiriciler yararlı olabilir. Karaciğer hastalıklarının önemli bir bulgusu olan Palmar Eritem varlığında kan tetkikleri ile karaciğer fonksiyon testleri yapılmasında fayda vardır. Palmar Eritem doğumdan sonra östrojen düzeylerinin normale inmesi ile kaybolur.

Solunum sistemi

Göğüs çevresi artar, toplam akciğer kapasitesinde yüzde 5 civarında bir azalma olur. Soluk alıp vermede güçlük, egzersiz toleransında azalma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Dolaşım sistemi

Hamilelik ilerledikçe dolaşım sisteminde büyük değişiklikler göze çarpar. Kan hacmi ve kırmızı kan hücre sayısı artar. Ancak kanın sıvı kısmı daha çok arttığından göreceli bir kansızlık ortaya çıkabilir. Bu durumda demir takviyesi gerekir. Kalp atım sayısında artış olur. Zaman zaman çarpıntı görülebilir. Bu durum hamileliğin erken devrelerinde başlar ve 20-24. haftalarda en yüksek düzeye ulaşır. Salgılanan hormonlara bağlı tansiyonda hafif bir düşme görülebilir. Hamilelik ilerledikçe özellikle sağ yan yatılan durumlarda rahim, ana toplar damara baskı yaparak ani tansiyon düşmelerine neden olabilir. Bu nedenle hamileliğin son dönemlerinde sağa dönerek yatılmaması önerilir. Kandaki beyaz küre sayısı 20 bine kadar yükselebilir. Yine hamilelikte kanın pıhtılaşmaya olan eğilimi artar.

Boşaltım sistemi

10-12 haftalardan başlayarak idrar yollarında genişlemeler olabilir. Hormonların ve büyüyen rahmin etkisi ile sık idrara çıkma görülür, idrar yaptıktan sonra mesanenin tamamen boşalmamaşı nedeniyle idrar yolu enfeksiyonlarına olan eğilim artar. Normalde görülmemesine rağmen hamilelerde idrarda az miktarda glikoz (şeker) saptanabilir.

Sindirim sistemi

Salgılanan hormonların etkisi ile bağırsak hareketleri yavaşlar. Kabızlık ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçması gibi durumlar olabilir. Bu durum kendini midede yanma şeklinde belli edebilir. Toplar damar basıncındaki değişikliklere bağlı olarak hemoroitler ortaya çıkabilir. Safra kesesinin hareketinin azalması safra taşlarına olan eğilimi artırır.

Kas-iskelet sistemi

Hamilelikte salgılanan bazı hormonlar eklemlerde gevşemeye neden olur. Bu gevşeklik özellikle iki leğen kemiğinin ortada birleştiği eklemde belirgindir. Kilo artışı ve vücudun denge merkezinin değişmesi, bel kavisinde artışa neden olur. Bel ve sırt ağrıları görülebilir.

Göğüsler

Göğüslerdeki kan akımının artışına ve süt bezlerindeki büyümeye bağlı olarak meme uçları genişler ve koyulaşır. Damarlanmada artış gözlenebilir. Hızlı büyüme ve hormonal etki, hassasiyete neden olabilir. Son döneme girildiğinde meme ucundan salgı olabilir.

Üreme sistemi

Dış genital organlarda renk değişimi ve varisler görülebilir. Hormonal uyarıya bağlı olarak vajinal salgıda artış saptanabilir. Rahmin kitlesi hamilelik sonunda yaklaşık 16 kat, hacmi ise 500-1000 kat artar. Bu derece bir büyüme dolaşımı da etkileyerek bacaklarda şişme ve varislere neden olabilir. Karın içi basıncın artması nedeni ile fıtık eğilimi artar.

Kilo artışı

Kadınlar kilo almaktan aşırı derecede rahatsız olurlar. Özellikle hamilelik döneminde aşırı derecede kilo almak ve doğumdan sonra bunu verememek pek çok anne adayı için korkulu bir rüya gibidir. Yaygın kanının aksine hamilelikte alınan kiloların büyük bir kısmı artan yağ miktarına bağlı değildir. Gerçekte tüm hamilelik boyunca alınan kiloların sadece yaklaşık yüzde 30′u annenin yağ kütlesindeki artışa bağlıdır.

Diğer değişiklikler

Hamilelik sırasında bazı kadınlarda saç  ve tırnaklar normalden daha hızlı uzar,

Tırnaklarda incelme ve kolay kırılma görülebilir.

Bazı bölgelerde aşırı tüylenme olabilir.

Terleme artabilir.

İştah artışı ve aşermeler olabilir.

İştah artışının tam tersi olarak hamileliğin ilk aylarında kusmalara bağlı iştahsızlık da görülebilir.

Tüm bu değişikliklerin hormonal artışlara bağlı olduğu ve hamilelik sona erdikten sonra gerileyeceği unutulmamalıdır.

Çocuğunuz bilgisayar kullanmalı mı?

pcÇocuklar bilgisayarla ne zaman tanışmalı, hangi programlar kullanılmalı ?

Çocuk anne babasını, kardeşini bilgisayar karşısında çalışırken görüyor ve klavyeye dokunmak için o da bir istek duyuyor.

Bu noktada onu bu ortamdan uzak tutmak, yasaklamak pek mümkün değil. “Hayır” dediğimiz anda çocuk “annem, babam, kardeşim bunun karşısında bu kadar zaman geçirip keyif alırken, ben neden dokunamıyorum” diyebiliyor. Önemli olan; çocuğun bu ilgisini ailenin doğru bir şekilde yönlendirebilmesi. Ancak uzun süreler hatta gün boyu bilgisayar başında yalnız bırakılan çocuk, sosyal ilişkilerinden beyin gelişimine kadar bir çok zararlı etkiyle karşı karşıya kalabilir.

Çocukların, bilgisayarla tanışma yaşı ne olmalı?

Çocuklar yaşlarına uygun programları kullanarak PC kullanmayı öğrenmeye 3 yaşından itibaren başlayabilirler. Ancak gerek bilgisayar klavyesindeki harfler ve rakamlar ile ilgili becerinin okuma yaşı olan 6 ile koşut geliştiği, gerekse bilgisayara faresi (mouse) kullanımının da ancak bu yaşta kasların tam hakimiyetine girmeye başladığı unutulmamalıdır. Ancak 3 yaşın altında ilgisi olduğu fark edildiğinde aile bebeği 1 yaşından itibaren Comfy Easy PC sistemini tanıştırabilir. Bu sistemin farkı, herhangi bir bilgisayara USB ile bağlanabilen özel klavyesi ve bu klavyedeki büyük ve parlak renkli tuşlar ile çocukların daha erken yaşta bilgisayarda eğitici oyunlar oynayabilmesine imkan tanımasıdır.

Çocuklar hangi programları kullanmalı?
l

Çocuklar için bilgisayarda oynarken eğiten programları seçmekte fayda var. Oyun çocuğun hayatında vazgeçilmez bir unsur. Yapılan araştırmalar çocukların en fazla oyun esnasında öğrenmeye açık olduğunu gösteriyor. Bu nedenle eğitirken oynatan değil, oynarken eğiten programlar tercih edilmeli. Tabii ki piyasada çok çeşitli oyunlar var, bu programların uzman kişiler tarafından hazırlanmış, çocuklara uygun ve onaylı ürünler olmasına dikkat etmekte fayda var.